mesutsomeone

mesutsomeone

8 Mart Kadınlar Günü dolayısıyla, Eğitim-Sen Anamur Temsilciliği ve Anamur Emekçi Kadınlar Platformu, yürüyüş düzenlediler. Kadınlar, önce saat 12:00’da, Eğitim Sen Temsilciliği binası önünde toplandılar. Sonrasında, Anamur eski Cumhuriyet meydanına kadar yürüdüler. Yürüyüşe yalnızca kadınlar değil, sendika üyesi erkekler de destek verdi. Platform adına Anamur Eğitim-Sen üyesi Songül Sağlam açıklama yaptı; Çiler Apaydın da programın sunumunu yaptı. Basın açıklaması metni şu şekildeydi:

 

"8 Mart 1857 tarihinde ABD‘nin New-York kentinde 40 bin dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları ve eşit işe eşit ücret  istemiyle bir tekstil fabrikasında başlattığı mücadelenin ve bu mücadele sonucunda polisin işçilere saldırarak çoğu kadın 129 işçinin hayatını kaybetmesinin anısına, dünyanın her yerinde ve ülkemizde daha iyi bir dünya özlemi taşıyan kadınların hak arama mücadelesinin günüdür.

8 Mart, kapitalizmin tarihsel süreçte, kadın ile ihtiyaca bağlı olarak "ucuz emek - kutsanmış annelik" arasında kurduğu ikiyüzlü ilişkinin neoliberal politikalarla ülkemize yansımasının dayatıldığı bir dönemde, kadının varoluş mücadelesi için tarihsel bir anlam kazandığı gündür.

Bizler bugün emek ve meslek örgütlerinden kadınlar olarak, 8 Mart mücadelesinin haklılığından aldığımız cesaret ve güç ile  kapitalizmin ve onun erkek egemen zihniyetinin  yarattığı ekonomik, siyasal ve sosyal kuşatılmışlığı kırmak, umut ve güven dolu onurlu bir geleceği kurmak, kaybettiklerimizi kazanımlara dönüştürmenin güçlü adımlarını örgütlemek için biraraya geliyoruz......

Biz kadınlar, yüzyıllardır kapitalizmin ve erkek egemenliğinin yarattığı güvencesizliği, yoksulluğu, işsizliği, şiddetin her türlüsünü, savaşı, ırkçılığı ve militarizmi en yoğun ve en ağır biçimiyle yaşayanlarız. Küresel ekonomik kriz, savaşlar ve yaşamlarımızı kuşatan muhafazakârlık biçimleri ile sürekli yeniden üretilen şiddet, cinsiyetçilik ve ırkçılığa maruz kalıyoruz.

Bizler, kadın ve erkeği eşit görmediğini açıklayan; kadının kimliğini reddeden, eril, iktidarını her gün yeniden üretmek için kurguladığı aile içine hapseden, "fedakâr anne, iffetli eş ve sigortasız işçi" haline getiren; kürtaj yasağı, çocuk doğurma baskısı altında bırakan;  ırkçı, gerici, piyasacı politikalarla eğitim ve sağlık başta olmak üzere temel haklarına ulaşmasının önüne geçen AKP politikalarına karşı sözümüzü söylemek için bir araya geliyoruz.

Ülkemizde, kadın cinayetlerinin yüzde 1400, cinsel taciz ve tecavüzün yüzde 38, cinsel istismarın yüzde 53 oranında artışına yol açan kadın düşmanı politikaların birinci elden sorumlusu erkek egemen AKP iktidarı ve uyguladığı kadın düşmanı politikalardır. Kadınların özel ve toplumsal yaşamda yükselttikleri hemen her itiraz, karşı duruş erkek- devlet-polis şiddeti ile bastırılmaya çalışılmaktadır. Kadınların insanlık dışı yöntemlerle, vahşice, toplumun, devletin gözü önünde öldürülmesi ve artan kadına yönelik şiddetin faillerinin yargı eli ile tahrik adı altında indirimlerle serbest bırakması kadınları öldürenleri cesaretlendirmekte, kadın cinayetlerini körüklemektedir Kadınlar yaşamın her alanında ayrımcılığa, baskıya şiddete ve sömürüye maruz kalmakta ve bunun "kader" olarak kabul edilmesi gerektiği,hamile kadınların dışarıya çıkmaması, durumlarından utanmaları gerektiği  vaaz edilmektedir.

Hükümetin ürettiği tüm politikalar ve buna bağlı olarak çıkarılan yasaların tamamının fikri alt yapısını " kadın erkek eşit değildir ve kadının asıl yeri aile içidir, evidir" anlayışı oluşturmaktadır. Son olarak Kadın Bakanlığı‘nın kaldırılarak yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı‘nın kurulması aynı yaklaşımın sonucudur.

 Hükümet hayata geçirdiği emek düşmanı yasal düzenlemelerle, emek-sermaye ilişkisini ve çalışma

  yaşamını esneklik paradigması çerçevesinde dönüştürmeyi amaçlıyor. Bir yandan var olan hakları tırpanlarken diğer yandan da taşeron, ucuz, geçici ve güvencesiz çalışma biçimlerini kurumsallaştırarak ülkeyi ucuz emek cennetine çevirmek istiyor. Kadın istihdamını artırmaktan kastedilen ise esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri ile toplumsal yaşamın dışına iterek kadın emeği sömürüsünü daha da artırmak anlamına geliyor.

Biz kadın emekçiler, kamu hizmetlerinin özelleştirildiği, esnek-kuralsız, güvencesiz, performansa dayalı çalışmanın yaygınlaştığı, iş yükümüzün her geçen gün arttığı bir ortamda, iş kanunundan, sosyal güvenliğe, sendikalar kanunundan ulusal istihdam stratejisine kadar birçok emekçi düşmanı yasal düzenleme ile düşük ücretle çalışmaya zorlanmakta ve işsizliğe mahkûm edilmek istenmekteyiz. Kadın olduğumuz için çalıştığımız işyerlerinde bir taraftan yükselme ve terfilerde ayrımcılığa maruz kalırken diğer taraftan tacize, şiddete ve mobbinge uğramaktayız. Bütün bunların yanında, sosyal devletin sorumluluğu olan ve toplumsallaşması gereken ev işleri, çocuk, yaşlı ve hasta bakımı vb. sadece kadınların yapması gereken işler olarak hala dikte edilmektedir. AKP Hükümetinin bir yanı ile piyasacı diğer yanı ile gerici politikaları biz kadınları toplumsal yaşamdan dışlayarak eve hapsetmeyi hedeflemektedir. Bir taraftan sosyal haklarımız kısıtlanırken diğer taraftan işyerlerinde ücretsiz kreşlerin olmadığı koşullarda, bizlere yapılan "en az üç çocuk doğurun" telkinleri sosyal rolümüzü ev-çocuk-yaşlı bakımı üçgeni olarak tanımlamaktadır.

BizKESK, VE TMMOB‘lu Kadınlar kapitalist sisteme, erkek egemenliğine ve bunların bileşik sonuçları olan çifte ezilmişliğe ve çifte sömürüye bir kez daha hayır diyor ve başta;

"8 Mart‘ın resmi tatil olması" talebi olmak üzere:

·         Kadın bedeni üzerindeki tüm söz ve karar haklarının kadına ait olduğunun kabul edilmesini, siyasi iktidarların kadının bedeninden elini çekmesini,

·         "Kadın"ı aile ve namus ile kurumsal olarak da özdeşleştirilen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı‘nın kaldırılarak Kadın ve Eşitlik Bakanlığı‘nın kurulmasını,

·         Kadını eğitimden,  yaşamdan koparan, çocuk gelinleri meşrulaştıran, çağdışı gerici yaklaşımın son örneği 4+4+4 eğitim düzeninin kaldırılmasını,  

·         Kadın istihdamında tek seçenekmiş  gibi görünen esnek-güvencesiz-kayıt dışı ve taşeron çalıştırmaya son verilmesini,,

·         Eşit işe eşit ücret ve insanca yaşanmasına olanak veren "yeterli ücret" verilmesini,

·         Sendikalaşma ve örgütlenme önündeki her türlü yasal ve fiili engellerin kaldırılmasını,

·         Ev işçisi ve ev eksenli çalışan kadınların emeklerinin görünür kılınarak sosyal güvence kapsamına alınmasını,

·         Çocuklarımızı güvenle bırakacağımız ücretsiz, sağlıklı kreşler ve bakım evlerinin sağlanmasını,

·         Başta cinsiyet ayrımcılığı olmak üzere her türlü sömürü ve ayrımcılığa son verecek eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir anayasa hazırlanmasını,

·         Şiddete uğrayan kadınların korunmasını ve kadın cinayetlerinin engellenmesini,

·         Eşitlik ve özgürlük talebi ile mücadele yürüten kadınlara yönelik gözaltı ve tutuklamaların son bulmasını,

·         İşyerinde, sokakta, evde kadına yönelik taciz, tecavüz ve mobbingin son bulması için düzenleme yapılmasını,

·         Kadından yana imza atılan uluslararası sözleşmelerin uygulanmasını

İSTİYORUZ

 

Ve en önemlisi talebimiz eril, gerici ve liberal politikaların kadınlara dayattığı ev hapsine, işsizliğe, güvencesizliğe ve her türlü şiddet aygıtına karşı çıkarak, bilincimizi örgütlü ve özgürce ifade etmek amaçlıdır.

 Ekonomik, siyasal ve sosyal kuşatılmışlığın kırıldığı, umut ve güven dolu onurlu bir gelecek, hak ve olanak eşitliğinin olduğu, çoğulcu, özgür ve sosyal adalet temelli bir dünya istiyoruz.

Bizler farklı görüşlerin zenginlik olduğuna, kadınların dayanışmasının ve ortak bir mücadele yürütmesinin bir temenniden öte zorunluluk olduğuna inanıyoruz.

Çünkü bu mücadelenin toplumun her kesiminden ezilen, dışlanan ama isyan eden, barış, emek, demokrasi eşitlik ve özgürlük mücadelesi ile kadın mücadelesinin ayrılmaz bütünlüğüne inanan bütün kadınlarla yaşamın her alanında yan yana, omuz omuza, el ele olduğumuz sürece başarılı olacağına inanıyoruz.

Çünkü gün dayanışma günüdür...

Çünkü gün direnme ve isyan etme günüdür...

Çünkü gün kadınların mücadele günüdür..."

 

Anamur’da eğitim sendikaları üyesi öğretmenler hep birlikte iş bıraktı; Eski Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Eğitim – Sen Anamur Temsilciliği, Türk Eğitim – Sen Anamur Temsilciliği ve Eğitim – İş Anamur Temsilciliği, birlikte, Ak Parti Hükümeti’nin TBBM  Milli Eğitim Yasa Tasarısı’na karşı iş bırakma eylemi yaptılar.

Anamur Eski Cumhuriyet Meydanı’nda üç sendika adına, Eğitim – Sen Anamur Temsilcisi Gürkan Temiz basın açıklaması yaptı. Temiz’in yaptığı açıklama şu şekildeydi:

 “Sayın Basın, Değerli Arkadaşlarım Hoş geldiniz!

 Kamu Kaynaklarını Özel Okullara Aktarma Girişimleri ve Eğitim Yöneticilerinin Tasfiye Planı ile Eğitim Sistemi Yeni Bir Kaosun İçine İtiliyor!

 

Hükümet tarafından TBMM`ye sunulan "Milli Eğitim Temel Kanunu ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" eğitimde yıllardır uygulanan piyasa merkezli politikaların ve siyasal kadrolaşma hamlelerinin çok daha ilerisini ifade etmektedir. Tasarı, dershanelerin kapatılması bahanesi üzerinden bir taraftan kamu kaynakları ile özel okulların doğrudan desteklenmesini getirirken, diğer taraftan sayıları 100 bini bulan eğitim yöneticilerine yönelik tarihin en büyük ve en kapsamlı tasfiye planını içermektedir. 

AKP hükümeti, bu tasarı ile kamusal eğitim alanını daha da daraltmakta, özel öğretimin doğrudan desteklenmesi doğrultusunda ciddi adımlar atmaktadır. Kamusal eğitime ayrılması gereken kaynakların dershanelerin dönüşümü bahanesiyle özel öğretime aktarılması, özel okulların eğitim içindeki payının arttırılması için sayısız teşvik ve destek getirilmek istenmesi, iktidarın eğitim politikasının merkezinde halkın değil, piyasa güçlerinin olduğunu göstermektedir. 

Siyasi iktidar bir taraftan kamu kaynaklarını özel okullara aktarmak için düzenleme yaparken aynı taslak içinde MEB Temel Kanunu ve Teşkilat Kanunu`nda yapmak istediği değişikliklerle, kendi döneminde atanan tüm yöneticilere görevden el çektirmekte ve yeni yönetim kadrolarını, kendi siyasi çizgisindeki valiler aracılığıyla Bakanlığa bağlı okul ve kurumlarda görevlendirmek için kapsamlı bir değişiklik yapmak istemektedir. 

Bu nedenle, TBMM`ye sunulan kanun taslağına karşı mücadeleyi başta eğitim sendikaları olmak üzere en geniş toplum kesimleriyle ortaklaştırmak gerekmektedir.

 Kamu kaynakları özel okullara aktarılamaz

 Getirilmek istenen düzenleme ile 1 Eylül 2015 tarihine kadar özel okula dönüşme taahhüdünde bulunan dershanelere Hazine taşınmazları üzerinde eğitim tesisi yapmaları için kamu arazilerini 25 yıllığına bedelsiz kullanma hakkı verilecek. Ayrıca hazine arazisi üzerindeki Milli Eğitim Bakanlığına ait okullar, okulların ek binaları on yıla kadar kiraya verilebilecek. Devlete ait arazisi değerli okullar birer birer özel sektöre, vakıflara devredilecek. Kamusal eğitime ayrılması gereken kaynakların, özel okullara aktarılmak istenmesi büyük bir çelişkidir.  

 Dershanelerin kapatılması ve özel okula dönüştürülmesini, kamusal kaynakların; eğitimin ticarileştirilmesi ve her geçen gün daha fazla oranda piyasalaştırılması için özel okullara, dolayısıyla sermayeye aktarılması olarak değerlendiriyoruz. Yapılması gereken, halkın ödediği vergilerden oluşan kamu kaynaklarının kamusal eğitim için kullanılmasıdır. 

 Nitelikli bir eğitim sistemi oluşturmak için, tek başına eğitim sisteminin kamusal nitelikli olması ve kamu kaynakları tarafından finanse edilmesi yeterli değildir. Kamu tarafından herkese eşit ve parasız olarak sunulması gereken eğitimin bilimsel ve demokratik bir içerikte olması, kamusal, nitelikli bir eğitim sisteminin oluşturulması açısından zorunludur.

Eğitim yöneticilerinin sözlü sınavla belirlenmesi ve vali tarafından atanması kabul edilemez 

Kanun yürürlüğe girdiği tarihte, 4 yıl ve üzeri sürelerle okul müdür ve yardımcısı olarak görev yapanların görevleri "hiçbir işleme gerek kalmaksızın" sona erecek. Görevi sona eren eğitim yöneticileri öğretmen olarak görevlendirilebileceği gibi, görev yeri de değiştirilebilecek. Düzenleme ile eğitim yöneticileri atamasında tek kriter hükümetin çizgisinde olmak olacak ve bütün atamalarda "siyasi torpil" temel belirleyen haline gelecek. Bu düzenleme, AKP hükümetinin eğitimde en alt kademeden en üste kadar hiçbir farklı görüşe yer vermek istemediğini, bütün eğitim yöneticilerinin siyasi iktidarın sözünden çıkmayan "siyasi kadrolar" haline getirilmek istendiğini gösteriyor.  

 Bizler yıllardır eğitimde yaşanan siyasi kadrolaşma girişimlerine dikkat çekerek eğitim yöneticilerinin okullarda ya da işyerlerinde gerçekleştirilecek demokratik seçimlerle belirlenmesini ve yönetici atamalarında liyakat ve yeterlilik kriterlerinin temel alınmasını savunuyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise yapmak istediği değişiklikle Bakanlık kadrolarını eğitimcilerden çok iktisat, işletme gibi alanlardan sağlayarak her açıdan piyasa merkezli eğitim işletmeciliği anlayışını hayata geçirmeyi planlıyor.  

Dershane öğretmenlerinin sorunları çözülmüyor

Dershanelerdeki eğitim emekçileri iş güvencesi, çalışma koşulları ve ücret güvencesi açısından en olumsuz koşullarda çalışıyorlar.

AKP hükümeti ve Milli Eğitim Bakanlığı, ne dershanelerde güvencesiz ve kölelik koşullarında çalışan öğretmenlerin sorunlarını ne de dershaneleri yaratan sınav ve piyasa merkezli eğitimi ortadan kaldırmak niyetindedir. İktidar, bir taraftan eğitimdeki piyasa ilişkilerini derinleştirirken bir taraftan da dershanelerde çalışan binlerce eğitim emekçisini işsizliğe ya da daha güvencesiz koşullarda çalışmaya mahkûm etmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen istihdamı konusunda bugüne kadar benimsediği bütün politika ve uygulamalardan derhal vazgeçmeli, öğretmen yetiştirme ve istihdamı konusunda sendikalarla bir araya gelerek ataması yapılmayan öğretmenlerin ve güvencesiz çalışan öğretmenlerin sorunlarının kalıcı olarak çözülmesi için ortak politikalar geliştirmelidir. Eğitim fakültelerinden mezun olan tüm öğretmenler koşulsuz, şartsız, sınavsız, mülakatsız kadrolu atanmalı, herkese kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalıdır.  

Aday öğretmenlere sınavın arkasında iş güvencemizi tamamen kaldırmak hedefi var! 

Aday öğretmenler bir yıl fiilen çalıştıktan sonra performans değerlendirmesinde başarılı olmak ve disiplin cezası almamak koşuluyla asaleten atanmak için yazılı veya sözlü sınava girmek zorunda kalacak. İlk sınavda başarılı olamayanlar başka bir il ya da ilçeye sürgün edilecekler ve ikinci sınavda da başarılı olamazlarsa memuriyetle ilişikleri kesilecek.

İlk bakışta, bu düzenlemenin sadece aday öğretmenlere özgü olduğu düşünülse de düzenlemenin Milli Eğitim Bakanlığı`nın Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi`ne uygun bir şekilde yapıldığı anlaşılmaktadır. MEB, "Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi" ile öğretmen yetiştirme sistemi ve öğretmen istihdamını, günümüzün piyasa değerleri olan "rekabet", "verimlilik", "kariyer", "performans", "stratejik hedefler" gibi kavramlar üzerinden şekillendirmek istemekte; ilk adımı aday öğretmenlerin asli kadrolara atanması aşamasında uygulamak istemektedir. Bu uygulamanın bir sonraki adımı önce eğitim yöneticilerinin, ardından tüm eğitim ve bilim emekçilerinin iş güvencelerinin kaldırılması ve eğitimde sözleşmeli istihdamın hızla yaygınlaşmasıdır. 

 Öğretmenlik mesleği AKP iktidarı tarafından tamamen sınava dayalı teknik bir meslek haline dönüştürülmüştür. Adaylıktan asil kadroya geçiş koşulu sınav odaklı değil; uygulama ve süreç odaklı olmak zorundadır. Eğitimde her türlü güvencesiz istihdam (ücretli, vekil, taşeron, geçici, 4-c, 50-d vb.) uygulamasına derhal son verilmelidir. 

Kamu Kaynaklarının Talanına ve Eğitim Sisteminin Siyasi Kadrolarla 

Yönetilmesine İzin Vermeyelim!

Sonuç olarak AKP hükümetinin geçtiğimiz 12 yıl içinde eğitim sistemi üzerinden hayata geçirdiği bütün icraatlarında olduğu gibi, yine kamu kaynaklarını özel okullara aktarmak için düzenlemeler yaptığı, sadece bununla yetinmeyip bütün Bakanlık teşkilatını tasfiye ederek, piyasacı eğitim politikalarına uygun olarak yeni bir siyasal kadrolaşma operasyonu başlattığını söylemek mümkündür. 

Eylemimize destek verdiğiniz için çok teşekkür ederim. 

Eğitim Sen ve Türk Eğitim Sen, internet üzerinden yaptıkları açıklama ile Tüm Türkiye'de 26 Şubat Çarşamba günü greve gideceklerini duyurdu…

AKP’nin dershanelerin özel okullara dönüştürülmesine yönelik taslağı mecliste yasalaştırmasından sonra Eğitim Sen ve Türk Eğitim Sen grev kararı aldı. 26 Şubat Çarşamba günü gerçekleştirilecek grev, internet üzerinden duyuruldu.

Eğitim Sen Twitter hesabından taleplerini “Herkese nitelikli, kamusal hizmet için”, “Dershanelerin de özel okulların da kapatılması için”, “Sözleşmeli, ücretli değil; kadrolu çalışma, güvenli gelecek için” ve “Kendi yöneticilerimizi kendimiz seçmek için” olarak duyurdu.

Eğitim Sen, internet sitesinden de şu açıklamayı yaptı:

 

 

Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız ve Türk Eğitim Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, düzenleyecekleri basın toplantısıyla, son çıkarılacak Milli Eğitim Temel Kanunu`na karşı, 26 Şubat Çarşamba günü ülke genelinde grev yapılacağını deklare ederek, yapılacak greve tüm eğitim ve bilim emekçilerini davet edeceklerdir. 


Basın Toplantısı Tarihi: 25 Şubat Salı

Saat: 12.00

Yer: İstanbul Tabip Odası

Türkocağı Cad.No:9

Kat 2-3 Cağaloğlu /İstanbul

Anamur Öğretmenevinde, Mersin-Anamur iTec 5. Faz yaygınlaştırma ve çalışma planı hazırlama Toplantısı yapıldı.  iTEC, Katılımcı Sınıf için Yenilikçi Teknolojiler (iTEC) Projesi, pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı pilot okullarda Eylül 2010'dan beri uygulanmaktadır. iTEC projesi, Avrupa Komisyonu 7. Çerçeve Programından finansmanıyla yürütülmekte. Anamur'daki toplantı, yirmiden fazla öğretmenin katılımıyla gerçekleştirildi.

Toplantının açılış konuşmasını yapan VB. Atatürk Ortaokulu Teknoloji ve Tasarım öğretmeni Ayhan Sezdirmez, toplantının amaçlarını kısaca şu şekilde özetledi:

Arkadaşlar Merhaba, Ben Ayhan Sezdirmez, Vakıfbank Atatürk Ortaokulu Teknoloji ve Tasarım Öğretmeniyim. 2010 yılında başlayan 5 fazdan oluşan iTec projesine 2011 yılında 2.fazda katıldım 2-3-4. fazlarda öğrencilerimiz ile çalışma yaparak ulusal koordinatörlerimizin okulumuzda Örnek Olay Çalışma ziyaretine gelmelerini sağladım. 5. faz için yaygınlaştırma atölye çalışması için buradayız. 

Çalışma sistemimiz;

projenin tanıtılmasının ardından sizlerin projede neler yapabileceğinize ilişkin kullanımı kolay, öğrencilerinizi motive edecek web 2.0 araçlarının tanıtılması, projede nasıl kullanılacağının açıklanması ve uygulaması yapılacaktır.”

 

Mersin-Anamur iTec 5. Faz yaygınlaştırma ve çalışma planı hazırlama Toplantı Programı Şöyleydi:

1-  8.30  Açılış Konuşması, 

2-  8.40- 8.55  Drama, Tanışma,  

 http://youtu.be/0VSymMbMYHA video üzerine konuşma

3-  9.00 – 9.40 web 2.0 araçları tanıtımı

öğrenciler ile iletişim ve bilgi paylaşımı

http://padlet.com/wall/j4t5c1z6dn  (bu çalışmadan beklentilerin yazılması istenecek)

yapılan çalışmaların bilgi paylaşımı için: http://anamuritec.titanpad.com/1

4-  09.50 – 10.50  iTec Nedir? Projeden Beklentiler, Nasıl başlayacağım

5-  11.00- 12.00 Teamup - reflex ile sınıf oluşturmak.  Teamup için ekran görüntüsü alma ve proje sitesine ekleme

http://iwishyouto.com/  embed kodu almak

her branş için öğrencilerin oyun hazırlamak için kullanacağı web 2.0 aracı

 www.zondle.com

 YEMEK ARASI  12.00-13.00

6- 13.00 -14.00  Proje için www.weebly.com adresinden site açma, proje sitesi araçları çalışması

 

ARA 14.00- 14.10

7- 14.10- 14.30  http://itecturkey.org.tr  adresine üyelik – Avrupa okul ağına üyelik

8-  14.30- 15.00  yapılan uygulamaların http://anamuritec.weebly.com adresine yüklenmesi

ARA 15.00-15.10

9-  15.10 – 16.00 Öğrenme hikayesi ve öğrenme aktifiteleri hazırlamak Grup ile paylaşılması

  http://itecturkey.org.tr/   grup üyeliği

http://www.sitepal.com/ttswidgetdemo?mId=56383246.3 tanışma ile hem kendini hem arkadaşını tanıtmak için

10- KAPANIŞ

Anamur iTEC web sitesi:

http://anamuritec.weebly.com

 

ANTALYA'nın Gazipaşa İlçesi'nde orman yangını çıktı. Gazipaşa Zeytinada Köyü Karapınar mevkiinde saat 16.30 sıralarında orman yangını başladı. (Haberin Videosu Sayfa Altındadır.)


Elektrik tellerindeki kısa devre nedeniyle başladığı tahmin edilen orman yangınına, ilk olarak Gazipaşa 
Orman İşletme ekipleri ile jandarma müdahale etti. Ayrıca bir yangın söndürme helikopteri de söndürme çalışmalarına katıldı. Şiddetli rüzgar nedeniyle kısa sürede yayılan yangına müdahale etmekte güçlük başlayınca ; Alanya, Anamur, Manavgat Orman İşletme Müdürlükleri'ne bağlı itfaiye ekiplerinden takviye geldiği, yangını söndürme çalışmalarına 160 orman işçisi, iş makineleri ve 6 helikopterin müdahale ettiği öğrenildi.

 

Gazipaşa Kaymakamı Muhittin Pamuk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, önceki gece, Akoluk Köyü, Teke mevkisindeki ormanlık alanda başlayan yangında söndürme çalışmalarının devam ettiğini söyledi. Rüzgarın etkisiyle, çalışmaların güçlükle sürdüğünü ifade eden Gazipaşa Kaymakamı Muhittin Pamuk, "Yangın kısmen kontrol altına alındı, halen söndürme çalışmaları devam ediyor. Tek tesellimiz can kaybının olmaması" diye konuştu. Gazipaşa ilçesindeki orman yangınında yaklaşık 300 hektarlık alanın zarar gördüğü ve yangının kısmen kontrol altına alındığı bildirildi.

Anamur'da Kurban bayramı hazırlıkları ve bayram telaşı devam ediyor. Bugün, Arefe günü olması sebebiyle, tüm alışveriş merkezleri, mağazalar ve büyük marketler halkın akınına uğradı. İnsanların özellikle de çocukların bayram alışverişi heyecanı görülüyordu. İnsanların büyük bir kısmı, kurbanlıklarını günler öncesinde, eş dost, tanıdıklar vasıtasıyla zaten ayarladıkları için, bugünü giyim kuşam ve bayramlık gıda ihtiyaçlarını tamamlamaya ayırmışlardı. Kurbanlıklarını önceden ayarlamamış olanlar ise bayram alışverişi öncesinde veya hemen sonrasında Anamur Kurbanlık Satış Yerine uğramadan edemediler. Kimisi yalnızca fiyatları öğrenmekle yetindi; kimisi de pazarlığa tutuşup kurbanını aldıktan sonra çıktı hayvan pazarından...

Bugün arefe günü olduğu halde, bayrama yalnızca bir gün kaldığı halde, Anamur'da Kurbanlık satışlarının durgun olduğu görüldü. Bu yılki kurbanlık hayvan fiyatlarının geçen yılki fiyatlarla aynı olduğu gözleniyor. Bugün kurbandan önceki son gün olduğundan, özellikle akşam saatlerinde kurbanlıklarını henüz satamamış olan satıcılardan bazıları, hayvanları geri götürmenin zorluğunu bildiklerinden, fiyatları geçen yıldan bile aşağıya çektiklerini belirttiler. Pazar yerinin oldukça kalabalık görünmesine rağmen alışverişin o kadar da hızlı olmadığı görülüyordu. Bayram öncesi son gün satışların artmasını bekleyen satıcıların bu ümitleri akşamüzeri pazardan hayvan alanların biraz artmasıyla boşa gitmemiş oldu. Satıcılardan bazıları ise, fiyatları iyice aşağıya çekmektense bayramın ilk günü akşamına kadar müşteri beklemeye devam edeceklerini bildirdiler. Anamur'un köylerinden gelen hayvan sahiplerinin yanısıra, Kars, Van, Tokat ve Ağrı'dan gelen satıcıların da Anamur Kurban Satış Yerinde satış yaptıkları görüldü.

Satıcılardan pekçoğu, bu yıl, ortalama küçükbaş hayvan fiyatlarının 400-500 TL. arası olduğunu, fakat hayvanın durumuna göre, fiyatın 750 TL'ye kadar yükseldiğini söyledi. Büyükbaş hayvan fiyatlarının ise 1.800 - 4000 TL arasında olduğunu, fakat hayvanın boyuna, kilosuna göre, 5000 – 5500 TL'ye kadar artabildiğini belirttiler.

Pazartesi, 07 Ekim 2013 06:17

Bayramda Maaşlar Erken Yatacak

Kamuda çalışan Kurban bayramından önce maaşlarını alabilecekleri haberi tüm memurları sevindirdi. Bu ay, ayın 15'inde, 15 Ekim"de, ödenmesi gereken maaş ve ücretler 11 Ekim, Cuma günü ödenecek. Maliye Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, kamuda çalışanlara 15 Ekim tarihinde ödenmesi gereken maaşların, ücretlerin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek"in onayı ile 11 Ekim'de verileceği belirtildi.


Yayınlanan genelgeye göre maaşların avans olarak ödenmesi planlanıyor. Genelgede bu ödemenin bu ayki
memur maaşlarından mahsup edileceği belirtildi. Genelgede konu şu şekilde açıklandı: “Verilen avanslar Personel Avansları Hesabına borç kaydedilerek muhasebeleştirilecektir. Ödenen avans tutarları ilgililerin ait olduğu aylık veya ücretlerine mahsup edilecek ve gerekli kanuni kesintiler bu aylık veya ücretlerinden yapılacaktır. İl dahilindeki mahalli idare birimleri dahil tüm ilgili birimlere gerekli duyurunun yapılması ve herhangi bir aksamaya meydan verilmemesi hususunda ilgili birimlerce bütün tedbirlerin alınması gerekmektedir.”

Bu ay maaşını erken alabilecek olan kamu kurumlarında çalışan memur, sözleşmeli ve diğer personel ile işçi olmak üzere 3 milyondan fazla kişi faydalanabilecek.

Erken maaş ödemesi memurun yanında esnafın da yüzünü güldüreceğe benziyor. Bayram öncesi alınacak maaşların bayram alışverişini hızlandıracağı muhakkak gibi görülüyor... 

 

 

Bu sene, 2013 Kurban Bayramı günleri şöyle:

14 Ekim 2013 Pazartesi Arife Günü
15 Ekim 2013 Salı Bayramın 1.Günü
16 Ekim 2013 Çarşamba Bayramın 2.Günü
17 Ekim 2013 Perşembe Bayramın 3.Günü
18 Ekim 2013 Cuma Bayramın 4.Günü

(Haberin Videosu Sayfa Altındadır)

SES, BES ve Eğitim-Sen Anamur Temsilcilikleri, bugün, 3 Haziran 2013 Pazartesi,Sabahattin Ali’yi, Ahmet Arif ve Nazım Hikmet’i anma gecesi düzenledi.

Anamur Eğitim-Sen Temsilcilği binasında yapılan gecenin açılış konuşmasını ve sunuculuğunu Sema Bozacı Durna yaptı. Sema Bozacı Durna, konuşmasına:

“Bu akşam, büyük ustaları hep birlikte saygı ile anıyoruz. Bu ölümsüz üç yürek, bizden önceki nesilleri, bizleri ve bugün de gençleri etkileyen kocaman çınarlar. Onların anlamlandırdığı evren; doğanın, sevginin, güncelin ve tarihselin, değişimin gücünün, direnmenin kaynaştığı bir duygu coğrafyasıdır. O koca yüreklerinde yeri geldiğinde bir çocuğun sevecenliğini, yumuşaklığını, yeri geldiğinde bir ordunun savaşçı ruhunu yerleştirmeyi bildiler. Üçü de bu toprağın, üzerinde yaşayanların ve yaşananların sesi ve vicdanı oldular.  Dinlediğimiz türkülerin, dillendiğimiz dörtlüklerin birçoğu bu ozan ve yazarlara aittir. Sesleri sesimiz, yürekleri yüreğimizdir. Söylenen bizim türkümüz, anlatılan bizim hikâyemizdir.” Diye başladı.

Açılış konuşmasının ardından kısa bir konuşma yapan Eğitim-Sen Anamur Temsilcisi Mustafa Bakır ise toplumlar için, sanatın, şairlerin önemini ve değerini vurguladığı konuşması şöyleydi:

“Doğru düşünce güzel sanatı yaratmanın temel koşuludur. Doğru düşüncelerin bize yansıyan ışığında bütün bir insanlığı görürüz. Yaşadığımız karmaşık yapının doğru yerinde duran şairlerimiz, sanatçılarımız, savundukları, devrimci, toplumcu düşünceleri ile insanı, geleceğinden koparmadan ele alarak, sanatlarına işleyen değerlerimizdir.

Bu şairlerimiz, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya için mücadele ettiler. Ömürlerini bu mücadeleye adadılar. Eserleri, birçok eser gibi, sanatımıza ve kültürümüze ışık tutmaya devam ediyor. Onlar sadece birer şair değil, aynı zamanda mücadele örneğidirler. Onlar ezilen emekçilerin, işçilerin ortak sesidir.    Nazım Hikmet 20 Kasım 1901 yılında dünyaya gelir. O bir dünya şairi, Özgürlük, Barış ve Emek mücadelesinin meşalesidir.

Hakkında acılan düzmece davalar yüzünden, ekmeğinden ve suyundan daha değerli bulduğu özgürlüğü elinden alınmıştır. Yıllarca zindanlarda yatmıştır.  Yattığı cezaevlerini adeta akademiye çevirmiştir.

Ozan ölümüne kadar bir militan gibi yasamıştır. Aşkın, doğanın, devrimin, özgürlüğün, barışın, başkaldırının şairidir. Aynı zamanda bir mücadele örneğidir. Onun şiirleri bir eylem çağrısı gibidir. Sabahattin Ali 25 Şubat 1907 yılında dünyaya gelir. Öğretmen olan, S.Ali birçok kez gözaltılar yasamıştır. Sonrasında öğretmenlik görevinden alınır. Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin le birlikte mizah dergileri çıkarırlar.

S.ALİ Anadolu insanına yaklaşımı ile edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiştir. Aldırma gönül, Leylim ley halk dilinde yazdığı şiirleri herkes tarafından bilinenlerdir.

Ahmet ARİF 21 Nisan 1927 dünyaya gelir. Siyasal görüşü nedeni ile defalarca gözaltına alınır. Mertliği ve samimiyeti ile anılır. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe bölümünde okurken iki kez tutuklanır. Hapislik günleri, işkenceler ve açlık içinde geçer.

Yaşadığı tüm acılara, eziyetlere rağmen o memleketini düşünür. Onun yüreği ırgat işçileri arasında, ezilen acılı halkının endişesindedir. Ezilenlerin birliğini, dayanışmasını, kardeşliğini savunur. 2 Haziran 1991’de aramızdan ayrılır.

Hayatlarında acıların, mahpusluğun, sürgünlerin ve işkencelerin hiç eksik olmadığı şairlerimiz, N.Hikmet sürgünlük yurdunda, Ahmet Arif bir Haziran gününde, sessizce, aramızdan ayrılır. Sabahattin Ali ise yurt dışına çıkarken katledilir.

Bu şairimizin bir birine benzeyen yanları, siyasal kimlikleri, devrimci mücadelenin şairleri olmalarıdır. Onların çektikleri acılar, ödedikleri bedeller, inandıkları dünya görüşlerinden dolayıdır. Onlar sınıfsız, sömürüsüz bir dünya yaratmak için her şeyi göze alarak mücadele ettiler.

Onlar için söylenebilecek en güzel şeyler isimlerinin, yapıtlarının ölümsüzlüğüdür. Yok, edilemeyen eserleri kültürümüze ışık tutmaya devam ediyor. İnandıkları değerlere sıkı sıkıya sarılan, onlar birer mücadele insanları olarak anılırlar.

Ülkenin emekçileri onları saygı ile anıyor. Onlar ezilen halkların kavgasında, yüreğinde yaşıyorlar.”

 

 

Gecede, Nazım Hikmet Oktan, Nazım Hikmet’in  “Dünyayı Verelim Çocuklara” şiirini, Handan Oğurlu “Nazım Hikmet’e” şiirini, Alp Aslan Apaydın, “Şarkılarımız” şiirini, Ayfer Öztok Nazım Hikmet’in “Vatan Haini” şiirini ve Ahmet Arif’in “Anadolu” şiirini, Arife Salman “Yaşamaya Dair” şiirini, Çiler Apaydın, Nazım Hikmet’in “Şeyh Bedrettin” destanını ve “Memetcik Memet”ini, Handan Oğurlu, Ahmet Arfi’in “33 Kurşun”unu okudular. Hatice Deniz ve Emrah Arıkan, şairlerin şiirlerinden örnekler sunarken, Ali Yücel, şiirlere bağlamayla eşlik etti. Ayrıca, Akif Kum ve Çağdaş Koz da gecenin sonunda, müzik dinletisi sundular.

Anamur’da KESK’e bağlı sendikaların üyeleri Taksim direnişine destek amacıyla bir günlük iş bırakma eylemi ve yürüyüş yaptı.

Eğitim Sen binası önünde toplanan sendikaların üyeleri buradan “her yer Taksim, her yer direniş” sloganları atarak eski Cumhuriyet meydanına kadar yürüdü.

Eğitim Sen Anamur Temsilcisi Mustafa Bakır, grup adına yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Değerli arkadaşlar, Taksim Gezi Park’ın rant alanına dönüştürülmesine karşı çıkan, Parkta demokratik eylem haklarını kullananlara, başbakanın talimatı ile gaz bombaları ve tazyikli su ile polis müdahale etmiştir. Ülkenin her yerinde buna tepki gösterenlere günlerdir bir vahşet yaşatılmaktadır.

Bu güne kadar barışçıl eylemlerini sürdüren kitlelere uygulanan devlet terörünü kınıyoruz. İktidar, faşizan uygulamalarını adliye saraylarında avukatlara, mecliste muhalif milletvekillerine, üniversitelerde hocalara, öğrencilere ve sendikalara, sokakta halka acımazız bir şekilde saldırmaktadır. Artık herkese sıra gelmiştir. İktidar diktatörlüğünü ilan etmek için ülkenin her yerinde zulüm ederek gücünü gösteriyor. Bu faşizmdir. Buna karşı durulmalı, hesabı sorulmalıdır.

Uyguladığı politikalarla bir korku imparatorluğu yaratmaya çalışan AKP’nin otoriter, dayatmacı, baskıcı uygulamalarına karşı duran halk, artık yeter demiştir. Milyonların taleplerini görmemekte ısrar eden iktidar, kin ve vahşetle saldırmaya devam ediyor. Demokratik taleplere yanıt vermek yerine, başbakanın talimatları ile “Ezmeyi, yok etmeyi” ön gören bir anlayış sürmektedir.

Herkesin yaşam alanlarına müdahale ediliyor. Kaç çocuk yapacağımıza karışıyorlar. Nasıl giyineceğimizi belirliyorlar. Ne içip içmeyeceğimize onlar karar veriyor. Parkta ne kadar oturup oturmayacağımızı bile onlar belirliyor.

Artık saltanatları bitmek üzeredir. Emeğe,  yasam hakkına, ifade özgürlüğüne, doğaya, sanata, kadına karşı sürdürülen gerici saldırılar karşısında, eşit özgür demokratik bir Türkiye talepleri güçlenmektedir. Bu mücadelenin sonucu zalimlerin, zulüm edenlerin, baskı ve şiddet uygulayanların sonu olacaktır.

Korkuyorlar. Çünkü halkın mücadelesi önünde hiçbir gücün duramayacağını biliyorlar. Korkuyorlar, çünkü iktidarları baskı ve zulme dayanıyor. Kaybedince hesap sorulacağını biliyorlar. Korkularını yenmek için korkakça saldırıyorlar.

Gelişmeler gezi parkı olmaktan çıkmıştır. Zulüm ve işkenceleriniz, halkı düşmanlarına karşı mücadele etme direnme konumuna getirmiştir. İktidarınız ülkeyi bir karanlığa götürüyor. Bu yaşananlar, kapitalist sömürü sisteminize, baskı ve zulmünüze başkaldırıdır.

Sözün bittiği yerdeyiz. Mutlaka bu faşist, zalim iktidar gidecek. Başka çözüm yok bu abluka kalkacak. Faşizm bitecek.

Bu halk, haklarını alana kadar direnişi sürdürecektir. Bu zorbalığa örgütlü gücümüzle, eşit özgür, demokratik bir Türkiye kurana kadar devam edeceğiz. Kentlerimize, Özgürlüğümüze, meydanlarımıza, sahip çıkacağız. Bizim olan her şeyin, sermayeye peşkeş çekilmesine izin vermeyeceğiz. Zorbaya boyun eğmeyeceğiz.

Selam olsun ülkenin her yerinde faşizme, zulme karşı direnişini sürdürenlere.”

SES Temsilcisi Hamit Durna ise şunları söyledi:

“HOŞ GELDİNİZ! Her yer Taksim Her yer Direniş Diyenler. Hoş geldiniz Demokrasi Savaşçıları.

Taksimdeki insanlar bayrak ve flamalarını toplamışken çadırların kaldırılması, tek bir çadırın kalması söz konusuyken, insanları evlerine dönmeye karar vermişken, eylemleri bitirmeye doğru giderken biber gazıyla topla tüfekle TOMA’ larla çoluk çocuk dinlemeden girdiler gezi parkına..

Kendi haline bıraksalar birkaç gün içinde bitecek bir olayı neden böylesine saldırgan bir tutumla ezdiler? Çünkü kendi tabanlarına Kazlıçeşmede mitinglerine bir ZAFER armağan etmek istediler. Çünkü Mahkeme Kararına uyacağız, referanduma gideceğiz diyerek geri adım attıklarını düşünüyorlardı. Bu geri adımı “Gezi Parkını Temizledik” sloganı ile telafi etmek istediler. İncinen gururlarını devletin çelik yumruğunu tepelerine indirerek tamir ettiler. % 50 lerine şahanesinden bir armağan sundular. İnsanları sokaklara dökme pahasına, Türkiye’ye kara geceler yaratma pahasına, 12 Eylülü aratır uygulamalar pahasına, hıncı öfkeyi en üst seviyeye çıkarma pahasına, askeri sokaklara çıkarma pahasına, kapalı alanlara, otellere, alışveriş merkezlerine, hastanelere gaz atma, su sıkma pahasına.

Bravo size, bravo demokrasinize, Egonuzu kurtardınız büyük bir zafer kazandınız. Toplumu ayırdınız AKP ye oy verenler vatansever vermeyenler hain, Kazlıçeşmeye gidenler dini bütün diğerleri kafir, Taksime gidenleri terörist AKP mitingine gidenleri kahraman ilan ettiniz. Taksime gidenlere gaz bombası atıp öldürdünüz AKP ye gidenleri belediye otobüsleri ile devlet araçları ile taşıdınız, Taksimde protesto hakkını gasp ettiniz AKPP mitingine gidene söz söyleme özgürlüğü tanıdınız. İşte sizin zihniyetiniz.

Başbakan dün Kazlıçeşme Meydanı’na “muzaffer bir komutan” gibi girdi ama bu zaferin nasıl kazanılmış olduğunu, satılmış ulusal uydu medyanın bütün gizleme, karartma ve saptırma çabalarına rağmen biliyoruz. Yine devlet ve belediye imkânlarıyla Kazlıçeşme doldurulurken, devlet zoruyla Taksim’e kimsenin sokulmadığını da biliyoruz.

Diyorlar ki Taksimde Dış Mihraklar var, yemedi çünkü bu kendi kendini kandırmanın daha kötüsü halkı kandırmanın bayat bir numarası. Dış mihrak olarak başka ülkelerin iç içlerine Suriye ye karışan sizsiniz. Taksimde dış veya iç mihrak yoktu, örgütler yoktu insanlar vardı, siz saldırıncaya kadar marjinaller yoktu, gençler vardı. Polis saldırana kadar trafiğe kapatma, işgal yoktu siz saldırına kadar insanlar vardı. Orada, dış mihrak da sizdiniz, iç mihrak da sizsiniz. Kışkırtan sizdiniz. % 50 leri evde zor tutuyorum deyip insanları tahrik eden ve eli sopalı bıçaklı insanları sokağa salan sizdiniz. Siz karışmasanız birkaç günde bitecek olan basit bir protestoyu bilerek ve isteyerek bu hale getiren sizsiniz sonra meydanlara zafer kazanan komutan edasıyla giren de sizsiniz. Buna yavuz hırsız ev sahibini bastırır derler. Bu komplodan da, kimi zaman isim vererek, kimi zaman da imayla içerideki ve dışarıdaki bazı güç odaklarını sorumlu tutuyorlar. Fakat ortada çok ciddi bir sorun var: Sözünü ettiği odakların çoğu, 10 yılı aşkın sürede AKP hükümetinin bir tür sigortası olmuşlardı. Örneğin AB, Avrupa Parlamentosu gibi kuruluşların, uluslararası medyanın sunduğu meşruiyet ve destek olmasa daha önceki nice badireyi AKP o kadar kolay atlatabilir miydi?

AKP lideri, belki artık bu güçlere eskisi kadar ihtiyacı olmadığını düşünüyordur. Yine aynı şekilde, askeri vesayetle mücadele, kapatma davası, referandum gibi en kritik anlarda yanında yer almış ama AKP’li olmayan toplum kesimlerine, bazı kişi ve kurumlara da ihtiyaç duymuyor artık.

Çünkü son dönemde benimsediği söylemin kendisinin oylarını artıracağını düşünüyor olabilir.

Bunun bir tek anlamı var. Türkiye bölünüyor, ortadan ikiye çatlıyor. İki Türkiye, Kazlıçeşme ve Taksim ortaya çıkıyor. Ruhlardaki bölünmüşlük, güven ve hayal kırıklıkları hayatın diğer alanlarına sirayet edecektir. AKP, demokrasinin en temel kuralını, “bir ülkeyi seçilmişler yönetir, seçimle gelen seçimle gider” ilkesini, sivil-asker bürokrasiye karşı uzun soluklu mücadele vererek hayata geçirdi. Bu sivil direniş Laik kesimin içinden filizlendi. Ana sloganı da “milli irade esastır ama yeterli değildir” idi. Kul değil, vatandaş olmak; karar süreçlerine katılmak istiyordu. Yaşam alanlarına saldırı yapılmasını istemiyordu. Asıl problem AKP’nin, gerilettiği asker-sivil bürokrasinin zihniyet dünyası üzerinden konuşuyor olmasıdır. Bir tarafta “Milli İradeye Saygı” mitingi yapıp, öbür tarafta insanların diğer yarısına zulüm edersen, insanları sadece ruhen bölmekle kalmazsın; ülkeyi etnik ve dini temelde, eski fay hatları üzerinden sonu bilinmez bir iç savaşa da sürüklersin. Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük tek çıkıştır. “Ey Müslümanlar, Yoksulların ağaçlarını korumaya çalışanlar kibrin en sert yüzüyle karşılaştı… Yeniden dindar - laik çatışmasının yükseltilmesini kınıyoruz… Her şeyin zenginlik ve güçle değerlendirilmesi Müslüman ahlakını yansıtmaz, bir zaman mazlum olmak zalimin yanında yer almamızı gerektirmiyor…”

Sizin yaptığınız bu ülkeye komünizm gelecekse onu biz getiririz zihniyetidir. Biz istediğimizi yaparız sizde biat edersiniz zihniyetidir. Bun zihniyeti kabul etmiyoruz etmeyeceğiz.

78 ilde bir milyonu aşan bir destek var Taksime. Bu insanların tek amacı AKP nin RTE nin yaşam biçimlerine müdahale etmesi, kendi dayattığı kurallara uyulmasını istemesi ve git gide hak ve özgürlükleri kısıtlayarak demokrasiyi bir araç gördüğünü göstermesidir. Taksim bir semboldü AKP ve kuyruğundakiler Taksim protestoları ile demoralize oldular ve panik havasına girdiler. Taksime saldırı ile parti tabanındaki panik ve korku havasını giderip moral toplamak ve Mitinglerine muzaffer komutan edası ile girmek için inat uğuruna Taksime saldırı emri verildi. Saldırının amacı “Taksim-Gezi eylemleri bitmesin ben bitireyim ve tabanıma “Ben buradayım 28 Şubat uzantılarının önünde dik durdum” mesajı vermekti ama görünen o ki AKP ve RTE kendi 28 Şubatlarını yarattılar.

Demokrasilerde iktidarlar meydanlardan ders çıkarır, meydanlara ders verenler diktatörlerdir. Ağzınızdan çıkan her söz yasama yargı ve yürütme için gereği yapılacak bir emir haline geldi. Yargı bağımsız değil, basın satılmış ve uyducu, Yargı siyası iktidarın TOMA sı, Polis RTE’nin copu oldu, tabanı vur de vuralım öl de ölelim körlüğüne girdi. Eli sopalı, bıçaklı BESİÇ, Hıristiyan FALANJİST tarzı kan dökücü militanlar ortaya çıktı.

Bu inatlaşma yüzünden biri polis 4 insan öldü 10 ağır yaralı ve insanlar ikiye bölündü. Şu ana kadar 455 kişi tutuklandı daha da devam edecek. Toplumu ayrıştırdı. Bana oy verenler vermeyenler, içenler içmeyenler, bana bağlı gazeteyi okuyanlar okumayanlar, alkol alanlar almayanlar,

Büyük bir bilgi kirliliği, bilgi provokasyonu, ve bilgi karatması yaşıyoruz. RTE nin safındaki arzuhalciler verilen emirler doğrultusunda bilgi karartması uyguladılar 4 gün boyunca. Daha sonra yanlı haberler verdiler artık olaylar o boyuta vardı ki gerçek haberleri vermek zorunda kaldılar. Son iki gündür ise kulakları çekilince yine ekranlar kuşla böcekle, survayvır ile, huzur sokağı ile doldu. Toplumun anayasa ile güvence altına alınmış bilgi alma hakkını ihlal ettiler. Haber vermeye cüret eden kanalları kapatmakla tehdit ettiler. İşte bunların demokrasisi bu kadar.

Taksime saldırı aslında bilinçli hazırlanmış bir devlet-hükümet provokasyonuydu. Taksim-Gezi parkı direnilmeseydi kendi taraftarı bir sermaye grubuna peşkeş çekilecekti. Seçimlerde destek olan sermaye grubuna AVM olarak verilecekti. Tabanına mesaj verdi. Ben güçlüysem sizde güçlü olursunuz ben kaybedersem sizde kaybedersiniz beni besleyin ben de sizi besleyeyim. En iyi dindar benim en büyük demokrat benim en mazlum benim en iyi bilen benim. Hayır!  Başkasına yaşam tarzına tahammül edemeyen sizsiniz. Dindar değil Kindar bir nesil yaratıyorsunuz. Size yapılan engellemeleri şimdi daha güçlü olarak siz karşıtlarınıza yapıyorsunuz, Bunları organize edenler 28 Şubat uzantıları iç mihraklar ve dış mihraklar değil.  Hayır bizi provoke eden sizsiniz, bize kendi yaşam tarzınızı, düşünce yapınızı, isteklerinizi empoze edemezsiniz. Bunu reddediyoruz. “

Eğitimsen Anamur Temsilciliği Nazım Hikmet’i, Sabahattin Ali’yi ve Ahmet Arif’i Anma Gecesi Düzenliyor. Gecede, –Anamur Eğitimsen- sendika üyesi öğretmenler “Anadolu”, “33 Kurşun” gibi Ahmet Arif’in Şiirlerini, Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”ndan ve diğer eserlerinden, “Şeyh Bedrettin Destanı”, “Vatan Haini”,  “Memetçik Memet”, “Şarkılarımız” gibi şiirlerini seslendirecekler. Şiirler, fon müziği ve slayt gösterileri eşliğinde sunulacak. Etkinlikte, şiir dinletisinin yanı sıra canlı müzik ve açılış konuşması da yer alıyor. Etkinlikte, ayrıca Sabahattin Ali de diğer eserleri ve şiirleriyle anılacak.

 

Eğitimsen Anamur temsilcisi Mustafa Bakır, yaptığı açıklamada, tüm şiir severleri, tüm emeğe, sanata, toplumsal dayanışmaya önem verenleri etkinliğe beklediklerini belirtti. Nazım Hikmet’i, Sabahattin Ali’yi ve Ahmet Arif’i Anma Etkinliği 3 Haziran 2013 Pazartesi günü, saat 20:00’da Eğitimsen Anamur temsilciliğinin konferans salonunda yapılacak. Geceye eğitim emekçilerinin yanı sıra emeğe değer veren tüm Anamur halkı katılabiliyor.

 

Sendika üyesi öğretmenler etkinlik için yoğun biçimde çalışmalarına devam ediyorlar. Sergiledikleri performans ile oldukça güzel bir şiir dinletisinin katılımcıları beklediği muhakkak gibi görünüyor.

Sayfa 1 / 3