• Erasmus+ ka1 KA101 Personel Hareketliliği Sonuçları Açıklandı 2016

    Erasmus+ ka1 KA101 Personel Hareketliliği Sonuçları Açıklandı 2016

    2016 yılı Erasmus+ Ana Eylem

  • İstiklal Marşı'nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Programı Düzenlendi

    İstiklal Marşı'nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Programı Düzenlendi

    (Haberin Videosu Sayfanın En

  • 1 Mayıs İşçi Ve Emekçi Bayramı Anamur'da da Kutlandı

    1 Mayıs İşçi Ve Emekçi Bayramı Anamur'da da Kutlandı

    1 Mayıs İşçi Ve Emekçi Ba

  • Anadolu İmam Hatip Lisesi Kutlu Doğum Programı

    Anadolu İmam Hatip Lisesi Kutlu Doğum Programı

    Anamur Anadolu İmam Hatip Lis

  • Bayram Namazı Saat Kaçta? Namaz Saatleri

    Bayram Namazı Saat Kaçta? Namaz Saatleri

    Bayram namazı saat kaçta? Na

(Haberin Videosu Sayfa Altındadır)

SES, BES ve Eğitim-Sen Anamur Temsilcilikleri, bugün, 3 Haziran 2013 Pazartesi,Sabahattin Ali’yi, Ahmet Arif ve Nazım Hikmet’i anma gecesi düzenledi.

Anamur Eğitim-Sen Temsilcilği binasında yapılan gecenin açılış konuşmasını ve sunuculuğunu Sema Bozacı Durna yaptı. Sema Bozacı Durna, konuşmasına:

“Bu akşam, büyük ustaları hep birlikte saygı ile anıyoruz. Bu ölümsüz üç yürek, bizden önceki nesilleri, bizleri ve bugün de gençleri etkileyen kocaman çınarlar. Onların anlamlandırdığı evren; doğanın, sevginin, güncelin ve tarihselin, değişimin gücünün, direnmenin kaynaştığı bir duygu coğrafyasıdır. O koca yüreklerinde yeri geldiğinde bir çocuğun sevecenliğini, yumuşaklığını, yeri geldiğinde bir ordunun savaşçı ruhunu yerleştirmeyi bildiler. Üçü de bu toprağın, üzerinde yaşayanların ve yaşananların sesi ve vicdanı oldular.  Dinlediğimiz türkülerin, dillendiğimiz dörtlüklerin birçoğu bu ozan ve yazarlara aittir. Sesleri sesimiz, yürekleri yüreğimizdir. Söylenen bizim türkümüz, anlatılan bizim hikâyemizdir.” Diye başladı.

Açılış konuşmasının ardından kısa bir konuşma yapan Eğitim-Sen Anamur Temsilcisi Mustafa Bakır ise toplumlar için, sanatın, şairlerin önemini ve değerini vurguladığı konuşması şöyleydi:

“Doğru düşünce güzel sanatı yaratmanın temel koşuludur. Doğru düşüncelerin bize yansıyan ışığında bütün bir insanlığı görürüz. Yaşadığımız karmaşık yapının doğru yerinde duran şairlerimiz, sanatçılarımız, savundukları, devrimci, toplumcu düşünceleri ile insanı, geleceğinden koparmadan ele alarak, sanatlarına işleyen değerlerimizdir.

Bu şairlerimiz, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya için mücadele ettiler. Ömürlerini bu mücadeleye adadılar. Eserleri, birçok eser gibi, sanatımıza ve kültürümüze ışık tutmaya devam ediyor. Onlar sadece birer şair değil, aynı zamanda mücadele örneğidirler. Onlar ezilen emekçilerin, işçilerin ortak sesidir.    Nazım Hikmet 20 Kasım 1901 yılında dünyaya gelir. O bir dünya şairi, Özgürlük, Barış ve Emek mücadelesinin meşalesidir.

Hakkında acılan düzmece davalar yüzünden, ekmeğinden ve suyundan daha değerli bulduğu özgürlüğü elinden alınmıştır. Yıllarca zindanlarda yatmıştır.  Yattığı cezaevlerini adeta akademiye çevirmiştir.

Ozan ölümüne kadar bir militan gibi yasamıştır. Aşkın, doğanın, devrimin, özgürlüğün, barışın, başkaldırının şairidir. Aynı zamanda bir mücadele örneğidir. Onun şiirleri bir eylem çağrısı gibidir. Sabahattin Ali 25 Şubat 1907 yılında dünyaya gelir. Öğretmen olan, S.Ali birçok kez gözaltılar yasamıştır. Sonrasında öğretmenlik görevinden alınır. Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin le birlikte mizah dergileri çıkarırlar.

S.ALİ Anadolu insanına yaklaşımı ile edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiştir. Aldırma gönül, Leylim ley halk dilinde yazdığı şiirleri herkes tarafından bilinenlerdir.

Ahmet ARİF 21 Nisan 1927 dünyaya gelir. Siyasal görüşü nedeni ile defalarca gözaltına alınır. Mertliği ve samimiyeti ile anılır. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe bölümünde okurken iki kez tutuklanır. Hapislik günleri, işkenceler ve açlık içinde geçer.

Yaşadığı tüm acılara, eziyetlere rağmen o memleketini düşünür. Onun yüreği ırgat işçileri arasında, ezilen acılı halkının endişesindedir. Ezilenlerin birliğini, dayanışmasını, kardeşliğini savunur. 2 Haziran 1991’de aramızdan ayrılır.

Hayatlarında acıların, mahpusluğun, sürgünlerin ve işkencelerin hiç eksik olmadığı şairlerimiz, N.Hikmet sürgünlük yurdunda, Ahmet Arif bir Haziran gününde, sessizce, aramızdan ayrılır. Sabahattin Ali ise yurt dışına çıkarken katledilir.

Bu şairimizin bir birine benzeyen yanları, siyasal kimlikleri, devrimci mücadelenin şairleri olmalarıdır. Onların çektikleri acılar, ödedikleri bedeller, inandıkları dünya görüşlerinden dolayıdır. Onlar sınıfsız, sömürüsüz bir dünya yaratmak için her şeyi göze alarak mücadele ettiler.

Onlar için söylenebilecek en güzel şeyler isimlerinin, yapıtlarının ölümsüzlüğüdür. Yok, edilemeyen eserleri kültürümüze ışık tutmaya devam ediyor. İnandıkları değerlere sıkı sıkıya sarılan, onlar birer mücadele insanları olarak anılırlar.

Ülkenin emekçileri onları saygı ile anıyor. Onlar ezilen halkların kavgasında, yüreğinde yaşıyorlar.”

 

 

Gecede, Nazım Hikmet Oktan, Nazım Hikmet’in  “Dünyayı Verelim Çocuklara” şiirini, Handan Oğurlu “Nazım Hikmet’e” şiirini, Alp Aslan Apaydın, “Şarkılarımız” şiirini, Ayfer Öztok Nazım Hikmet’in “Vatan Haini” şiirini ve Ahmet Arif’in “Anadolu” şiirini, Arife Salman “Yaşamaya Dair” şiirini, Çiler Apaydın, Nazım Hikmet’in “Şeyh Bedrettin” destanını ve “Memetcik Memet”ini, Handan Oğurlu, Ahmet Arfi’in “33 Kurşun”unu okudular. Hatice Deniz ve Emrah Arıkan, şairlerin şiirlerinden örnekler sunarken, Ali Yücel, şiirlere bağlamayla eşlik etti. Ayrıca, Akif Kum ve Çağdaş Koz da gecenin sonunda, müzik dinletisi sundular.

Anamur’da KESK’e bağlı sendikaların üyeleri Taksim direnişine destek amacıyla bir günlük iş bırakma eylemi ve yürüyüş yaptı.

Eğitim Sen binası önünde toplanan sendikaların üyeleri buradan “her yer Taksim, her yer direniş” sloganları atarak eski Cumhuriyet meydanına kadar yürüdü.

Eğitim Sen Anamur Temsilcisi Mustafa Bakır, grup adına yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

“Değerli arkadaşlar, Taksim Gezi Park’ın rant alanına dönüştürülmesine karşı çıkan, Parkta demokratik eylem haklarını kullananlara, başbakanın talimatı ile gaz bombaları ve tazyikli su ile polis müdahale etmiştir. Ülkenin her yerinde buna tepki gösterenlere günlerdir bir vahşet yaşatılmaktadır.

Bu güne kadar barışçıl eylemlerini sürdüren kitlelere uygulanan devlet terörünü kınıyoruz. İktidar, faşizan uygulamalarını adliye saraylarında avukatlara, mecliste muhalif milletvekillerine, üniversitelerde hocalara, öğrencilere ve sendikalara, sokakta halka acımazız bir şekilde saldırmaktadır. Artık herkese sıra gelmiştir. İktidar diktatörlüğünü ilan etmek için ülkenin her yerinde zulüm ederek gücünü gösteriyor. Bu faşizmdir. Buna karşı durulmalı, hesabı sorulmalıdır.

Uyguladığı politikalarla bir korku imparatorluğu yaratmaya çalışan AKP’nin otoriter, dayatmacı, baskıcı uygulamalarına karşı duran halk, artık yeter demiştir. Milyonların taleplerini görmemekte ısrar eden iktidar, kin ve vahşetle saldırmaya devam ediyor. Demokratik taleplere yanıt vermek yerine, başbakanın talimatları ile “Ezmeyi, yok etmeyi” ön gören bir anlayış sürmektedir.

Herkesin yaşam alanlarına müdahale ediliyor. Kaç çocuk yapacağımıza karışıyorlar. Nasıl giyineceğimizi belirliyorlar. Ne içip içmeyeceğimize onlar karar veriyor. Parkta ne kadar oturup oturmayacağımızı bile onlar belirliyor.

Artık saltanatları bitmek üzeredir. Emeğe,  yasam hakkına, ifade özgürlüğüne, doğaya, sanata, kadına karşı sürdürülen gerici saldırılar karşısında, eşit özgür demokratik bir Türkiye talepleri güçlenmektedir. Bu mücadelenin sonucu zalimlerin, zulüm edenlerin, baskı ve şiddet uygulayanların sonu olacaktır.

Korkuyorlar. Çünkü halkın mücadelesi önünde hiçbir gücün duramayacağını biliyorlar. Korkuyorlar, çünkü iktidarları baskı ve zulme dayanıyor. Kaybedince hesap sorulacağını biliyorlar. Korkularını yenmek için korkakça saldırıyorlar.

Gelişmeler gezi parkı olmaktan çıkmıştır. Zulüm ve işkenceleriniz, halkı düşmanlarına karşı mücadele etme direnme konumuna getirmiştir. İktidarınız ülkeyi bir karanlığa götürüyor. Bu yaşananlar, kapitalist sömürü sisteminize, baskı ve zulmünüze başkaldırıdır.

Sözün bittiği yerdeyiz. Mutlaka bu faşist, zalim iktidar gidecek. Başka çözüm yok bu abluka kalkacak. Faşizm bitecek.

Bu halk, haklarını alana kadar direnişi sürdürecektir. Bu zorbalığa örgütlü gücümüzle, eşit özgür, demokratik bir Türkiye kurana kadar devam edeceğiz. Kentlerimize, Özgürlüğümüze, meydanlarımıza, sahip çıkacağız. Bizim olan her şeyin, sermayeye peşkeş çekilmesine izin vermeyeceğiz. Zorbaya boyun eğmeyeceğiz.

Selam olsun ülkenin her yerinde faşizme, zulme karşı direnişini sürdürenlere.”

SES Temsilcisi Hamit Durna ise şunları söyledi:

“HOŞ GELDİNİZ! Her yer Taksim Her yer Direniş Diyenler. Hoş geldiniz Demokrasi Savaşçıları.

Taksimdeki insanlar bayrak ve flamalarını toplamışken çadırların kaldırılması, tek bir çadırın kalması söz konusuyken, insanları evlerine dönmeye karar vermişken, eylemleri bitirmeye doğru giderken biber gazıyla topla tüfekle TOMA’ larla çoluk çocuk dinlemeden girdiler gezi parkına..

Kendi haline bıraksalar birkaç gün içinde bitecek bir olayı neden böylesine saldırgan bir tutumla ezdiler? Çünkü kendi tabanlarına Kazlıçeşmede mitinglerine bir ZAFER armağan etmek istediler. Çünkü Mahkeme Kararına uyacağız, referanduma gideceğiz diyerek geri adım attıklarını düşünüyorlardı. Bu geri adımı “Gezi Parkını Temizledik” sloganı ile telafi etmek istediler. İncinen gururlarını devletin çelik yumruğunu tepelerine indirerek tamir ettiler. % 50 lerine şahanesinden bir armağan sundular. İnsanları sokaklara dökme pahasına, Türkiye’ye kara geceler yaratma pahasına, 12 Eylülü aratır uygulamalar pahasına, hıncı öfkeyi en üst seviyeye çıkarma pahasına, askeri sokaklara çıkarma pahasına, kapalı alanlara, otellere, alışveriş merkezlerine, hastanelere gaz atma, su sıkma pahasına.

Bravo size, bravo demokrasinize, Egonuzu kurtardınız büyük bir zafer kazandınız. Toplumu ayırdınız AKP ye oy verenler vatansever vermeyenler hain, Kazlıçeşmeye gidenler dini bütün diğerleri kafir, Taksime gidenleri terörist AKP mitingine gidenleri kahraman ilan ettiniz. Taksime gidenlere gaz bombası atıp öldürdünüz AKP ye gidenleri belediye otobüsleri ile devlet araçları ile taşıdınız, Taksimde protesto hakkını gasp ettiniz AKPP mitingine gidene söz söyleme özgürlüğü tanıdınız. İşte sizin zihniyetiniz.

Başbakan dün Kazlıçeşme Meydanı’na “muzaffer bir komutan” gibi girdi ama bu zaferin nasıl kazanılmış olduğunu, satılmış ulusal uydu medyanın bütün gizleme, karartma ve saptırma çabalarına rağmen biliyoruz. Yine devlet ve belediye imkânlarıyla Kazlıçeşme doldurulurken, devlet zoruyla Taksim’e kimsenin sokulmadığını da biliyoruz.

Diyorlar ki Taksimde Dış Mihraklar var, yemedi çünkü bu kendi kendini kandırmanın daha kötüsü halkı kandırmanın bayat bir numarası. Dış mihrak olarak başka ülkelerin iç içlerine Suriye ye karışan sizsiniz. Taksimde dış veya iç mihrak yoktu, örgütler yoktu insanlar vardı, siz saldırıncaya kadar marjinaller yoktu, gençler vardı. Polis saldırana kadar trafiğe kapatma, işgal yoktu siz saldırına kadar insanlar vardı. Orada, dış mihrak da sizdiniz, iç mihrak da sizsiniz. Kışkırtan sizdiniz. % 50 leri evde zor tutuyorum deyip insanları tahrik eden ve eli sopalı bıçaklı insanları sokağa salan sizdiniz. Siz karışmasanız birkaç günde bitecek olan basit bir protestoyu bilerek ve isteyerek bu hale getiren sizsiniz sonra meydanlara zafer kazanan komutan edasıyla giren de sizsiniz. Buna yavuz hırsız ev sahibini bastırır derler. Bu komplodan da, kimi zaman isim vererek, kimi zaman da imayla içerideki ve dışarıdaki bazı güç odaklarını sorumlu tutuyorlar. Fakat ortada çok ciddi bir sorun var: Sözünü ettiği odakların çoğu, 10 yılı aşkın sürede AKP hükümetinin bir tür sigortası olmuşlardı. Örneğin AB, Avrupa Parlamentosu gibi kuruluşların, uluslararası medyanın sunduğu meşruiyet ve destek olmasa daha önceki nice badireyi AKP o kadar kolay atlatabilir miydi?

AKP lideri, belki artık bu güçlere eskisi kadar ihtiyacı olmadığını düşünüyordur. Yine aynı şekilde, askeri vesayetle mücadele, kapatma davası, referandum gibi en kritik anlarda yanında yer almış ama AKP’li olmayan toplum kesimlerine, bazı kişi ve kurumlara da ihtiyaç duymuyor artık.

Çünkü son dönemde benimsediği söylemin kendisinin oylarını artıracağını düşünüyor olabilir.

Bunun bir tek anlamı var. Türkiye bölünüyor, ortadan ikiye çatlıyor. İki Türkiye, Kazlıçeşme ve Taksim ortaya çıkıyor. Ruhlardaki bölünmüşlük, güven ve hayal kırıklıkları hayatın diğer alanlarına sirayet edecektir. AKP, demokrasinin en temel kuralını, “bir ülkeyi seçilmişler yönetir, seçimle gelen seçimle gider” ilkesini, sivil-asker bürokrasiye karşı uzun soluklu mücadele vererek hayata geçirdi. Bu sivil direniş Laik kesimin içinden filizlendi. Ana sloganı da “milli irade esastır ama yeterli değildir” idi. Kul değil, vatandaş olmak; karar süreçlerine katılmak istiyordu. Yaşam alanlarına saldırı yapılmasını istemiyordu. Asıl problem AKP’nin, gerilettiği asker-sivil bürokrasinin zihniyet dünyası üzerinden konuşuyor olmasıdır. Bir tarafta “Milli İradeye Saygı” mitingi yapıp, öbür tarafta insanların diğer yarısına zulüm edersen, insanları sadece ruhen bölmekle kalmazsın; ülkeyi etnik ve dini temelde, eski fay hatları üzerinden sonu bilinmez bir iç savaşa da sürüklersin. Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük tek çıkıştır. “Ey Müslümanlar, Yoksulların ağaçlarını korumaya çalışanlar kibrin en sert yüzüyle karşılaştı… Yeniden dindar - laik çatışmasının yükseltilmesini kınıyoruz… Her şeyin zenginlik ve güçle değerlendirilmesi Müslüman ahlakını yansıtmaz, bir zaman mazlum olmak zalimin yanında yer almamızı gerektirmiyor…”

Sizin yaptığınız bu ülkeye komünizm gelecekse onu biz getiririz zihniyetidir. Biz istediğimizi yaparız sizde biat edersiniz zihniyetidir. Bun zihniyeti kabul etmiyoruz etmeyeceğiz.

78 ilde bir milyonu aşan bir destek var Taksime. Bu insanların tek amacı AKP nin RTE nin yaşam biçimlerine müdahale etmesi, kendi dayattığı kurallara uyulmasını istemesi ve git gide hak ve özgürlükleri kısıtlayarak demokrasiyi bir araç gördüğünü göstermesidir. Taksim bir semboldü AKP ve kuyruğundakiler Taksim protestoları ile demoralize oldular ve panik havasına girdiler. Taksime saldırı ile parti tabanındaki panik ve korku havasını giderip moral toplamak ve Mitinglerine muzaffer komutan edası ile girmek için inat uğuruna Taksime saldırı emri verildi. Saldırının amacı “Taksim-Gezi eylemleri bitmesin ben bitireyim ve tabanıma “Ben buradayım 28 Şubat uzantılarının önünde dik durdum” mesajı vermekti ama görünen o ki AKP ve RTE kendi 28 Şubatlarını yarattılar.

Demokrasilerde iktidarlar meydanlardan ders çıkarır, meydanlara ders verenler diktatörlerdir. Ağzınızdan çıkan her söz yasama yargı ve yürütme için gereği yapılacak bir emir haline geldi. Yargı bağımsız değil, basın satılmış ve uyducu, Yargı siyası iktidarın TOMA sı, Polis RTE’nin copu oldu, tabanı vur de vuralım öl de ölelim körlüğüne girdi. Eli sopalı, bıçaklı BESİÇ, Hıristiyan FALANJİST tarzı kan dökücü militanlar ortaya çıktı.

Bu inatlaşma yüzünden biri polis 4 insan öldü 10 ağır yaralı ve insanlar ikiye bölündü. Şu ana kadar 455 kişi tutuklandı daha da devam edecek. Toplumu ayrıştırdı. Bana oy verenler vermeyenler, içenler içmeyenler, bana bağlı gazeteyi okuyanlar okumayanlar, alkol alanlar almayanlar,

Büyük bir bilgi kirliliği, bilgi provokasyonu, ve bilgi karatması yaşıyoruz. RTE nin safındaki arzuhalciler verilen emirler doğrultusunda bilgi karartması uyguladılar 4 gün boyunca. Daha sonra yanlı haberler verdiler artık olaylar o boyuta vardı ki gerçek haberleri vermek zorunda kaldılar. Son iki gündür ise kulakları çekilince yine ekranlar kuşla böcekle, survayvır ile, huzur sokağı ile doldu. Toplumun anayasa ile güvence altına alınmış bilgi alma hakkını ihlal ettiler. Haber vermeye cüret eden kanalları kapatmakla tehdit ettiler. İşte bunların demokrasisi bu kadar.

Taksime saldırı aslında bilinçli hazırlanmış bir devlet-hükümet provokasyonuydu. Taksim-Gezi parkı direnilmeseydi kendi taraftarı bir sermaye grubuna peşkeş çekilecekti. Seçimlerde destek olan sermaye grubuna AVM olarak verilecekti. Tabanına mesaj verdi. Ben güçlüysem sizde güçlü olursunuz ben kaybedersem sizde kaybedersiniz beni besleyin ben de sizi besleyeyim. En iyi dindar benim en büyük demokrat benim en mazlum benim en iyi bilen benim. Hayır!  Başkasına yaşam tarzına tahammül edemeyen sizsiniz. Dindar değil Kindar bir nesil yaratıyorsunuz. Size yapılan engellemeleri şimdi daha güçlü olarak siz karşıtlarınıza yapıyorsunuz, Bunları organize edenler 28 Şubat uzantıları iç mihraklar ve dış mihraklar değil.  Hayır bizi provoke eden sizsiniz, bize kendi yaşam tarzınızı, düşünce yapınızı, isteklerinizi empoze edemezsiniz. Bunu reddediyoruz. “

Kategori Güncel Haberler

Eğitimsen Anamur Temsilciliği Nazım Hikmet’i, Sabahattin Ali’yi ve Ahmet Arif’i Anma Gecesi Düzenliyor. Gecede, –Anamur Eğitimsen- sendika üyesi öğretmenler “Anadolu”, “33 Kurşun” gibi Ahmet Arif’in Şiirlerini, Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”ndan ve diğer eserlerinden, “Şeyh Bedrettin Destanı”, “Vatan Haini”,  “Memetçik Memet”, “Şarkılarımız” gibi şiirlerini seslendirecekler. Şiirler, fon müziği ve slayt gösterileri eşliğinde sunulacak. Etkinlikte, şiir dinletisinin yanı sıra canlı müzik ve açılış konuşması da yer alıyor. Etkinlikte, ayrıca Sabahattin Ali de diğer eserleri ve şiirleriyle anılacak.

 

Eğitimsen Anamur temsilcisi Mustafa Bakır, yaptığı açıklamada, tüm şiir severleri, tüm emeğe, sanata, toplumsal dayanışmaya önem verenleri etkinliğe beklediklerini belirtti. Nazım Hikmet’i, Sabahattin Ali’yi ve Ahmet Arif’i Anma Etkinliği 3 Haziran 2013 Pazartesi günü, saat 20:00’da Eğitimsen Anamur temsilciliğinin konferans salonunda yapılacak. Geceye eğitim emekçilerinin yanı sıra emeğe değer veren tüm Anamur halkı katılabiliyor.

 

Sendika üyesi öğretmenler etkinlik için yoğun biçimde çalışmalarına devam ediyorlar. Sergiledikleri performans ile oldukça güzel bir şiir dinletisinin katılımcıları beklediği muhakkak gibi görünüyor.

EğitimSen Anamur İlçe Temsilciliği Ünlüselek Otel’de dayanışma yemeği düzenledi.

Ünlüselek Otel’de düzenlenen yemeğin sunuculuğunu Matematik öğretmeni Çiler Apaydın yaptı. Apaydın’ın açılışı yapmasının ardından Eğitimsen Anamur İlçe Temsilcisi Mustafa Bakır’ın yaptığı konuşmayla geceye devam edildi. Mustafa Bakır konuşmasında “AKP hükümeti döneminde Emekçilerin önceden hiç olmadığı kadar sömürüye, baskıya karşı açık hale getirildiğini, tüm emek sınıfının bedavadan yiyici gibi gösterilmeye çalışıldığını, özellikle de öğretmenlerin kendilerine sürekli yem atılmasını bekleyen bedavacı kuşlar gibi görüldüğünü” söyledi. Egemen güçlerin emek sınıfını yıldırmaya dönük  tüm bu çabasına karşı direnmenin önceki dönemlerden daha da lüzumlu bir görev haline geldiğini ifade eden Bakır, “Güce boyun eğmeyi, köle gibi yaşamayı kabul etmiyoruz. İktidarın tabiiyetine sığınarak değil hakkımızı direnerek kazanacağız. Mücadele devrimci bir içerikte örgütlü olarak sürdürülürse sonuç alınır” diye konuştu. Eğitim Sen olarak tüm vatandaşlar için en doğal demokratik, insanca bir yaşamın temel arzuları olduğunu belirten Bakır’ın konuşmasını müteakiben, Fatih İlköğretim Okulu’ndan emekli öğretmen Nihal Arı’ya ve öğretmen Adil Demir’e, Eğitim-Sen Aydıncık Temsilcisi Veli Akbayır ve Tüm-Bel-Sen Mersin Şube Başkanı Recep Kara plaketlerini verdi.

Yemekte, sendika üyesi öğretmen Muharrem Özkeçeci’nin eşi Ayşe Özkeçeci için hazırlanmış pasta da kesilip sürpriz doğum günü kutlaması da yapıldı.

Yemeğe, Tarım OKAM SEN Mersin Şube Başkanı Gazi Düz, TÜM BEL SEN Mersin Şube Başkanı Recep Kara, Eğitim Sen Aydıncık Temsilcisi Veli Akbayır, BES Anamur Temsilcisi Şahin Geyik, SES Anamur Temsilcisi Hamit Durna, CHP İlçe Başkanı Nevin Özel ve yöneticiler, ÖDP İlçe Başkanı Vedat Çelik ve yöneticiler, ADD Anamur Şubesi Başkanı Murat Kemal Gökyar, Anamur Baro Temsilcisi Emrah Oğul, Anamur Nüfus Müdürü Mustafa Şahin, Anamur Mal Müdürü İlhami Avcıoğlu, ile sendika üyeleri katıldı.

Kategori Güncel Haberler